Sait Faik Abasıyanık Sözleri


Bu Sayfamız da Sizler İçin Sait Faik Abasıyanık Güzel Sözlerini Hazırladık Sayfa içeriği: Sait Faik Abasıyanık Kısa sözler, Sait Faik Abasıyanık Etkileyici Sözler, Sait Faik Abasıyanık Uzun Sözler, Sait Faik Abasıyanık Güzel Sözler, Sait Faik Abasıyanık Yazılar, Sait Faik Abasıyanık Sözler Tumblr, Sait Faik Abasıyanık Sözler Facebook, Sait Faik Abasıyanık sözleri anlamlı, Sait Faik Abasıyanık Sözler Yeni, Sait Faik Abasıyanık Özlü Sözler


Bende mücrimim, herkes gibi.


Bütün saadetler kıskanılmıştır.


Beklenilen, gelmek için iyi havaları seçerdi.


Kuşlar kötü şeyler anlatır mı hiç?


Adalet insanlardan çoktan kalktı.


İşsizlik insanı yorar.


Kendi peşimi bile bıraktım.


Evladım, yegâne saadet Allah’tır.


Delikanlı adam mal düşünmez oğul.


Felaketlerin en büyüğü akıldır.


İnsan aslını unutmamalıdır.


İyi adam pişman olan adamdır.


Sensiz de yaşanıyormuş sevgilim.


Niye insanlar birbirleriyle bu kadar uğraşırlar?


Bütün çirkinlikleri silip süpüren alacakaranlığı seviverdi.


Kalabalık sokaklarında elinden tutacak birini aramak…


Allah kahretsin! Özlermiş insan duygulu olunca.


Bırakın beni ey hakikatler! Yürümek istiyorum. Cennetlerin olduğu yere doğru.


Baht ile bahtsızlığın çizgisinde olan adam mehtaptaki aşıktır.


Kahve fincanına düşen sabah yıldızını kokluyorum.


Uyku, bir düşman ordusu gibi; kendini bırakmaya gelmiyor.


Şu uyku insanın sevgilisi gibi bir şey, gelmeyince sinirlendiriyor.


İnsanoğlunun en büyük savaşı zalimliğe karşı açılmalı.


Uzun bir yoldan sonra denizi görmek gibisin.


Gençlik, güzel çağ! Hepsi ümitle dolu.


Riyakarlık aşağılığın son haddidir.


Belki anlamak ikinizin de işine gelmiyor.


Öyleleri var ki, yanlarına sokulmak zehirlenmekle eştir.


Dünyada her şeyle alay edilir, şaka yapılır ama şiirle asla!


Birdenbire fena oldum. Sevilmeye alışık değilim.


Yeni hisleri, yeni düşünceleri, yeni kitapları arayıp bulmalıydım.


İçimde muhakkak bir yer paramparça olmuştu ki, ağlayamıyordum.


İnsan olabilmek için erkek olmanın yeteceğini sanıp aldanmıştı. sozadresi.com


Kendi kendimiz kadar kim paylaşır derdimizi?


Düşünmeye başlayalı beri bir gün sarhoş olmadan gülmedik ki.


O güzel pişmanlık hissi çocuklukta kaldı. Şimdi nerede? Ara ki bulasın.


Rüyamda hiçbir şeyi görürdüm Hiçbir şeyi. Hiçbir şey kadar güzel şey var mı?


Yüzle ahlak arasında herhalde müthiş bir münasebet vardır.


İnsanlar var, sevdiklerini almışlar şu saatte koyunlarına, dalmışlar iki kişilik rüyalarına.


Bir saadet için, insanların bütününün saadeti için yapılan her hareket kahramanlıktır.


Şiir olmayan yerde insan sevgisi de olmaz, insanı insana ancak şiir sevdirir.


Parıltı dediğin ilimle, marifetle olur. İnsan, sanatında ilerledikçe parıldar.


Kimse kimsenin aslını, kafatası içinin meselesini anlamak için uğraşmıyordu.


Küçücük hürriyetler değil, alabildiğine yüz verilmiş bir çocuk hürriyeti istiyordum.


Sevmekten korkuyorum… Ondan; karanlıktan, riyadan, zulümden, hürriyetsizlikten korkar gibi ürküyorum.


İğrenir görünürlerden çoğu o nevi insanlardan bin defa daha aşağılıktır.


Dersler deniz kadar güzel, deniz kadar öğretici miydi acaba?


Para insanı ahlaksız ediyor. Karnı doyunca insanın kötü huyları da meydana çıkıyor.


Kıskanç değilim fakat, başkalarına bakma! Beni çıldırtacaksın.


Hayallerimizin İstanbul’u, hakikisinden çok daha güzeldir.


Sanki ben her akşam onunlaymışım gibi, bir yalnızlık duyuyorum.


Ölüm var arkadaş, ölüm. Şu köşkün sahibi de ölecek. Şu horoz da.


Sonra oturup hüngür hüngür ağlasam. Boş geçirdiğim, bağırmadığım, sustuğum günlere…


Yine onu seviyorum ama gelmemesine pek aldırış etmiyorum. sozadresi.com


Çocukluk, insana o kadar çabuk geri geliyor ki, adeta onu içimizde gizli bir yerde saklıyor gibiyiz.


İçimizde şüphe olmasa kelimelerin yarısını sözlüklerden çıkarmak lazım gelir.


Birden bütün neşemin bir camın kırılışı kadar ses ve şangırtı çıkararak düşüp kırıldığını gördüm.


Düşüncelerinde hiçbir kımıldama yoksa düşünceliler kendilerini düşüncesizlerden daha ileri sanmasınlar.


Yazı yazmak için bana çiçek, kuş hürriyeti değil, içimdeki aşkın, deliliğin, oturmaz düşüncenin hürriyeti lazım.


Şehir, en küçüğünden en büyüğüne kadar haksız para kazanmayı ayıp saymıyordu.


Teselliye ihtiyacım yok, dedi. Sizin kuyumcu çarşısına dönen dişleriniz başkalarının etini, ekmeğini yemek için bir vesile ise ben halimden memnunum.


Etrafın seni sıktığı zaman kitap oku. Ben şimdiye kadar her şeyden çok kitaplarımı severdim. Bundan sonra her şeyden çok seni seveceğim ve kitapları beraber seveceğiz.


Yazı yazmam için bana çiçek, kuş hürriyeti değil, içimdeki aşkın, deliliğin, oturmaz düşüncenin hürriyeti lazım. Küçücük hürriyetler değil, alabildiğine yüz verilmiş çocuk hürriyeti istiyordum.


İnsanlar tuhaf! Kendilerini sevmeyen, önem vermeyene daha bir büsbütün tutuluyor, kendisini küçük görür gibi olana musallat oluyorlar.


Camları buğulu bir kahvenin içinde elleri nasırlı, yüzleri güneş ve rüzgarla çizgili insanların arasında, bugünü de bir günah, daha doğrusu bir kötülük işlemeden bitirecektim.


Bir saadet denizi içinde felaketlerden kurtulmuş bir sandal gibiyim; yelkenler paramparça, sandal su içinde. Hayır, sandalcı gibiyim.


Birdenbire her şeyi hoşuma gitmişti. Ama ben onun birdenbire hoşuna gitmemiştim. Ağır ağır hoşuna gider miyim acaba? Buralarını düşünmedim. Düşünmedim, hemen o gece ona aşık oldum.


Konuşurken düşünmüyor muyduk? Düşünüyorduk ama hatalara düşüyor, bir türlü onaramayacağımız haltlar karıştırıyorduk. Sonradan ne kadar pişman oluyor, söylediğimiz, hırsla söylediğimiz bir sözden ne kadar utanıyorduk.


Sabahleyin evden çıkarken büyük adamlar gibi ciddi, tüccar gibi hesaplı, zeki olmayı kararlaştırıyor; akşama doğru deli dolu, hesapsız, sersem bir halde evime dönüyorum.


Kitaplar, bir zamanlar bana, insanları sevmek lazım geldiğini, insanları sevince tabiatın, tabiatı sevince dünyanın sevileceğini, oradan yaşama sevinci duyulacağını öğretmiştiler.


Günün birinde yol kenarlarında toprak anamızın koyu yeşil saçlarını da görmeyeceksiniz. Bizim için değil ama, çocuklar, sizin için kötü olacak. Biz kuşları ve yeşillikleri çok gördük.


Dilerim Allah’tan: Onu da benim gibi belalara müptela kılsın! Bir insanı özlesin! İşini gücünü, havayı suyu, yemeği bir tarafa bıraksın! Böyle bir pencere önünde beklesin!


Artık denizin dibi kapkaranlık kesildi. Denizin dibine, iki yüz metreden sonra yedi rengin yalnız moru girer. Orada hiç bitmeyen lacivert bir gece vardır. Bu gecenin içindeki canlıların ışıkları kendiliklerindendir; yıldızlar gibi.


Ben ne istediğini adamakıllı bilen birisi değilim. Yalnız bildiğim bir şey varsa o da, başkaları iyi şeyler yaparsa derhal anlıyorum. Ben hakiki bir köylüyüm. Yarım yamalak tahsilimle iyiyi, kötüyü tefrik ediyorum; bu bana yeter!


Ya sen yalancının dik âlâsısın, yahut da dünya yüzünde insan denilen şey bizim bilmediğimiz, anlayamadığımız bir canavar haline gelmiş.


 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir