Halil Cibran Sözleri


Sayfa İçeriği: Halil Cibran Kısa sözler, Halil Cibran Etkileyici Sözler, Halil Cibran Uzun Sözler, Halil Cibran Güzel Sözler, Halil Cibran Yazılar, Halil Cibran Sözler Tumblr, Halil Cibran Sözler Facebook, Halil Cibran sözleri anlamlı, Halil Cibran Sözler Yeni, Halil Cibran Özlü Sözler


Başınıza tacı oturtacak olan da, sizi çarmıha gerecek olan da sevgidir.


Ne yazık ki geyikler kaplumbağalara çevikliği öğretemezler.


Aşk size işmar ettiğinde izleyin onu… Ve sizinle konuştuğunda da inanın ona.


Izdırabınızın çoğu kendi tercihinizdir.


Aşk sizi çağırdığı zaman, onu izleyin… Yolları zorlu ve dik olsa da.


Yazılanı silecek olan sadece alın terinizdir.


Acınız idrakinizi saran kabuğun kırılmasıdır.


Geceler ne denli sıcak olursa olsun, gidememek donmak demektir.


Dağılan ruhumun parçaları ile doludur şehrin sokakları…


Güzellik şafakla birlikte yükselecek doğudan.


Bu hep böyledir, sevgi kendi derinliğini bilmez ayrılık vakti gelip çatana kadar.


Ve pazar yerini terk etmeden önce yoluna boş ellerle giden hiç kimsenin kalmadığından emin olun.


Kuyunuz dopdoluyken susuzluktan korkmak dindirilemez bir susuzluk değil mi?


Çocuklar, sizlerin yanındadırlar ama sizlerin malı değildirler. Onlara sevginizi verebilirsiniz ama düşüncelerinizi asla.


Ve aşkın seyrini yönlendirebileceğinizi düşünmeyin; zira sizi layık bulursa şayet, aşk sizin seyrinizi yönlendirir.


Bir hata işleyen biri hakkında sizden biri değil, aksine size yabancı ve dünyanıza davetsiz misafir olarak giren biriymiş gibi konuştuğunuzu işittim nice kez.


Çünkü onun ruhu, sizin kalbinizin gerçeğini saklıyacaktır; Tıpkı kadeh boşalıp, rengi unutulsa bile, şarabın tadının ağızda kalması gibi…


Suçluya cezasını verecek olan kimse, suçun işlenmesine sebep olan kimsenin de yüreğine baksın.


Acılarınızın çoğu kendi seçiminizdir. Acı, içinizdeki hekimin hasta nefsinizi sağalmakta kullandığı acı iksirdir.


Çünkü mal mülk, bir gün gerekeceği endişesiyle alıkoyup sakladığınız şeylerden başka nedir?


İnsanın düşlediği şey ile gerçekleştirdiği şey arasında, ancak kendi engin arzusuyla aşabileceği bir mesafe vardır.


Fakat fazla özleyenin az özleyene “Ne sebepten yavaşsın ve mütereddit?” demesine izin vermeyin. Zira hakiki iyi, üryan olana “Elbisen nerede?” diye sormaz, ne de evsize “Evinin başına ne geldi?” diye.


Çünkü hakikatte, hayattır hayata veren -oysa siz, kendilerinin veren olduğunu farz edenler, sizler sadece birer şahitsiniz.


Sonra sana karışacağım, sınır tanımayan bir büyük denize sınır tanımayan bir damla olarak.


İnsanın ihtiyaçları değişir, ama sevgisi değil, ne de sevgisinin, ihtiyaçlarını tatmin etmesi gerektiği arzusu.


Ve nasıl tek bir yaprak bütün bir ağacın sessiz bilgisi olmadan sararmazsa, aynen hata işleyen de hepinizin gizli iradeleri olmaksızın hata işleyemez. Bir kafile misali birlikte yürürsünüz.


Gece oldu mu, pişmanlık çağrılmadan çıkagelir ve insanlar derin uykularından uyanıp kendilerine baksınlar ister.


Çocuklarınızın kahkahaları dereler, gençlerinizin özlemleri ırmaklar halinde aktı benim sessizliğime.


Aramızdan birileri mürekkep, birileri de kağıt gibidir. Birilerinin siyahlığı olmasa, öbürleri dilsiz olurdu. Birilerinin de beyazlığı olmasa, öbürleri kör olurdu.


Çünkü gerçekten iyi olan, ne çıplak birine, “Neden elbisen yok?” diye sorar, ne de evsiz olana “Evine ne oldu?” der.


Fenerimi kaldırışımda gerçekten bir onur varsa onun içinde yanan benim alevim değil.


Ve yüreğinize gömdüğünüz sevgili için iyi bir şeyler dileyip yatın: dudaklarınızda onu yücelten bir şarkı olsun.


Ben doğululara ağlıyorum çünkü hastalıklara gülmek koca bir cahillik.


Zira sizler, özgürlük arayışı tutkusu sizin için bir koşum hâline geldiğinde ve özgürlükten bir hedef ve tatmin olarak bahsetmeye son verdiğinizde ancak özgür olabilirsiniz.


Kederli olduğunuz zaman yine yüreğinize bakın göreceksiniz, aslında, bir zamanlar neşe kaynağınız olan için ağlamaktasınız.


Ve her biriniz Tanrı’nın bilgisinde tek tek yer aldığınız içindir ki, her biriniz Tanrı’yı kavramakta ve yeryüzünü anlamakta tek başınasınızdır.


Şafak vakti ardında tarlalardaki çiyden başka bir şey bırakmadan dağılan pus, yükselip bulut olur, yağmur olup yağar sonra. Ben de çok farklı olmadım pustan.


Fakat ben derim ki kutlu ve dürüst olan nasıl her birinizin içindeki en yükseğin ötesine yükselemezse, aynen şerir ve zayıf olan da içinizdeki en aşağıdan daha aşağıya düşemez.


Çünkü hakikatte, hayattır hayata veren – oysa siz, kendilerinin veren olduğunu farz edenler, sizler sadece birer şahitsiniz.


Bir hayvan boğazladığınızda ona yüreğinizden deyin: Seni katleden aynı kuvvet tarafından ben de katledileceğim ve ben de tüketileceğim. Zira seni benim elime teslim eden kanun beni daha kudretli bir ele teslim edecek.


Neşeniz maskelenmemiş kederinizdir. Ve içinden kahkahanızın yükseldiği kuyunun ta kendisidir çoğu zaman göz yaşlarınızla doldurulmuş olan.


‘Veririm ama sadece hak edenlere.’ Dersiniz sık sık. Ne meyve bahçenizdeki ağaçlar böyle der ne de çayırlarınızdaki sürüler. Onlar yaşayabilmek için verir; çünkü vermekten kaçınmak yok olmaktır.


Hayatı çalışmak yoluyla sevmek hayatın en derin sırrına ermek demektir. Fakat eğer ıstırap çekerken, doğduğunuz güne lanet edip bedeninizin yükünü taşımayı alnınızın kara yazısı sayıyorsanız, o zaman size cevabım şudur: Yazılanı silecek olan sadece alın terinizdir.


Şarkı söyleyin, dans edin, eğlenin birlikte, ama ikinizin de birer Yalnız olduğunu unutmayın, Çünkü lavtadan dağılan müzik aynı, ama nağmeleri çıkaran teller ayrıdır.


Bir adam bir düş gördü ve uyandığında yorumcuya giderek düşünü kendisi için yorumlamasını istedi. Ve yorumcu adama dedi, “Bana uyanıklığında gördüğün düşlerle gel ki anlamlarını sana söyleyebileyim. Ama uykunun düşleri ne benim bilgeliğime aittir ne de senin imgelemine.”


Sonra El Mitra, bize Aşktan Söz Et, dedi. El Mustafa da başını kaldırdı, halka baktı ve o anda halkın üzerine bir sükunet çöktü. El Mustafa gür bir sesle dedi ki: Aşk sizi çağırdığı zaman, onu izleyin… Yolları zorlu ve dik olsa da.


Çalışmak, görülebilir kılınmış aşktır. Ve eğer sizler aşkla değil de, aksine sadece kerhen çalışabiliyorsanız evlâ olan, işinizi bırakmanız ve mabedin kapısına oturmanız ve neşeyle çalışanların sadakalarını almanızdır. Zira ekmeği lakaytlıkla pişirirseniz bir insanın açlığının ancak yarısını doyuran acı bir ekmek pişirirsiniz.


Ya sabanını karığın ortasına bırakana ya da üzüm cenderesinin çarkını durdurana vereceğim nedir? Yemişlerini derip onlara verebileceğim yüklü bir ağaç mı olacak yüreğim? Ve arzularım bir pınar olup akacak mı, çanaklarını doldurabileceğim? Bir harp mıyım ben, kadir olanın elini dokundurabileceği; bir ney miyim yoksa, nefesini üfleyebileceği?


 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir