Ahmed Arif Sözleri


Sayfa içeriği: Ahmed Arif Kısa sözler, Ahmed Arif Etkileyici Sözler, Ahmed Arif Uzun Sözler, Ahmed Arif Güzel Sözler, Ahmed Arif Yazılar, Ahmed Arif Sözler Tumblr, Ahmed Arif Sözler Facebook, Ahmed Arif sözleri anlamlı, Ahmed Arif Sözler Yeni, Ahmed Arif Özlü Sözler


Başın pınar, ayakların göl olsun!


Seviyorum seni çıldırasıya…


Gözlerinden öperim canım. En çok da burnundan. Gülme, ciddi söylüyorum.


Bilir misin, “canım” dediğimde içimden canımın çıkıp sana koştuğunu duyarım hep.


Açlıktan ölmenin de bir şeref olduğu anlar vardır.


Kimselere bir şey demek için değil, kendi susuzluğumuz, yangınlığımız için yazıyoruz.


Önüne diz çöker ,önce parmaklarını,avuçlarını,sonra sonra,hüngür hüngür, yüzünü ,saçlarını öperim.


Neye kızıyorum biliyor musun? Seni tanıyabilmek için 30 yıl dalga geçtiğime.


Unuttum. Korkmayı, sakınmayı. Seni alamazlar benden. Tılsım bu işte. Ayakta, fırtına gibi beni tutan bu.


Akşam erken iner mahpushaneye. Ejderha olsan kar etmez. Ne kavgada ustalığın, Ne de çatal yürek civan oluşun.


Ben ki 29 yaşındayım. Ama binlerce yıldır seni arıyor, hasretini çekiyorum.


Evet, ağlamaklı oluyorum, demdir bu. Hani, kurşun sıksan geçmez geceden, Anlatamam, nasıl ıssız, nasıl karanlık… Ve zehir – zıkkım cıgaram.


Canım Benim, Bilir misin, “canım” dediğimde içimden canımın çıkıp sana koştuğunu duyarım hep.


Hatırlıyor musun, yüzünü aklımda tutamıycam diye korktuğumu söylemiştim bir kere. Hâlbûki nasıl yanılmışım! Hasta hâfızama çakılmışsın âdeta.


Şunu da bir iyi belle: Benim için çok mühim olan, sana aşık olmak veya aşık olmadığımı bağırıp yırtınmak değildir. Aslolan, seni kırmamak, üzmemek, kaybetmemektir. Anladın mı canım?


Benim her şiirimde varsın ve olacaksın. Ama dünyanın en dehşet şiiri bile “sen” olamaz.


Önüne diz çöker ,önce parmaklarını,avuçlarını,sonra sonra,hüngür hüngür, yüzünü ,saçlarını öperim.


Canının her milimetre karesine varıncaya, bir canlı imgeni gökyüzlerinde gezdirmek geçer içimden. sozadresi.com


Ve dünyamızın kocaman bağrına senin adını, cehennem ateşinden harflerle yazacağım. Dante Alighieri de şaşsın işte!


Nicesin yine? Beyninde mi, yüreğinde mi, başka bir yerinde mi, nerendeyse o İNAT yönünü yaratan dokuları öpmek isterim.


“Namusluca yaz.” deyişin de bir tuhaf! Sanki hayatımda “namusluca” geçmeyen, yaşanmayan bir an varmış gibi.


Ve sen daha demincek -yıllar da geçse demincek- Bıçkılanmış dal gibi ayrı düştüğüm. Ömrümün sebebi, ustam, sevgilim…


Kaderimiz bir tuhafsa, ömrümüzü dolu bir kadeh gibi sindire sindire içemediysek, günahı boynumuza değil.


Ben senin mecburunum – başkaca yokum – yasak şiirimdir her halin ayrı – isyanını seviyorum genç, güzel, cesur…


Beni asıl üzen yaşayışını hor görürcesine kendini savrukluğa vermendir. Aslında yalnızlık duymayan, can sıkıntısı çekmeyen sade hayvanlardır!


Yüzünü, sesini bir özledim ki sorma.En çok da burnunu. Nezleysen bir kağıda silinde gönder bende olayım. Hasretim soğuklara, belalarına…


Şaşkınım, beni böyle yarattığın için sana nasıl teşekkür edeyim bilemiyorum Leyla. Kölen olmak ne büyüklükmüş meğer! Başın için, bir daha yaratılması imkansız gözlerin için, bana rahat, bana anlaşılır bir mektup. Delinim. Ayrılık korkunç.


Elbette ki önce sen! Nem var ki başka! Ha, neyini mi merak ederim? Serçe parmağındaki tüyden, kulak memendeki tatarcık ısırığına, düşlerine, esnemene, şıpıdık terlikle mutfaktan çıkışına kadar nen varsa!


Haksızlığa, hakarete dayanamıyorum. Türk Siyasî Tarihi’nin işkence görme rekorunu kıracak kadar zulüm görmeme budur sebep!


Bilirsin, ölüm benim için çok önemsiz bir şey değilse de bu hususta sabıkalıyım da! Ölürüm ha! Ne güzel yaşıyorduk be! Nasıl da yaşatırsın. Kaç bin kere söyleyeyim, öyle yaşatan öyle sevdirensin ki.


Zaten yaptığımız ne ki? Kimsenin karnında açlığı, ayağında yalınlığı ve sırtında çıplaklığı kalmasın diye ömrümüzden bir parça vermek. Hepsi bu.


Yaşayış tarzına gelince, merak etme en iddialı, en halkçı hükümetlerin, sefir ya da konsolos-kavas karıları, seni geride bırakan bir özenti ve lükstedirler.


Üzme hiç kendini, ölürüm sonra. Ölmek, hiçbir şey değil. Sen böyle canlı, sıcak, dost, aziz ve en güzeli sevgiliyken ölmek, acı da olsa katlanılır.


Kulluğum, divaneliğimle ellerini, gözlerini öperim. Öpüyorum ama doyamıyorum. Mutluluk ya da cehennem bu galiba. Sana doymak, korkunç ahmaklık olur. Hadi gel… sozadresi.com


Yüzde yüz cennet veremeyiz. Ama boklukları, haksız ve canavar tutkulu budalalıkları şöyle bir törpüleriz. Gide gide bizden sonrakiler daha bir İNSAN ve YALANSIZ bir hayat yaşarlar belkide. Ne bizden sonrakiler be, biz yaşıycaz! Ellerimizle devredicez onlara.


Uçakla mı gelirsin, rüzgarla mı, bak bak da gör, asıl ölmek isteyen benim. Niye mi? Ah nasıl anlatayım… Bir de şairim ha! Hiçbir bok değilim… Sensizlik, ayrılık, ölümden çok daha rezil, çok daha ıssız, manasız, ve boş… acı …


Çok öskedim seni. Öskedim, bizim doğu dialektinde özledim demektir. Neyini, nereni, hangi halini desem ki? Sesini öskedim örneğin. Yüzünü, şeytan çocuk gülüşünü, öfkeni, yeryüzünü ve kaskatı canımı ısıtan varlığını. Şükür varsın. Oturup ”nasılsın” diye açabilir insan. Sevinebilir, övünebilir, ağlayabilir insan.


Hınca hınç mısra doluyum. Kara ve yeşil fon, hepsinde hakim. Biraz kendime geleyim, mendillerine, bluzlarına, yastığına mısralar serpeyim. Ha?


Şiir önce bir güzellik duygusudur. Bu güzellik duygusunu kurtarmak, onu anlatmak, onu yaratmak. Ondan sonra elbet bir konusu vardır. Adamına göre, kilosuna göre, ne bileyim meşrebine göre. Kimisi gider firavunları anlatır, kimisi güncel olayları verir. Kimisi sıradan, herkesin yazabileceği, sözüm ona aşk şiirleri yazar.


Ablacığım! Oturup ağlayayım mı yani? Senden ayrı, ağlanamaz da! Hemi vallah hemi billah bu böyle. Sensiz, ”to be or not to be” bile olamaz, düşünülemez! Nefes alınır sanılır ama nefes değildir. Sensiz içilemez, yalnız kalınamaz, dövüşülemez. Sensiz ancak bu kafa, taşa çarpılır. Müstehaktır… sozadresi.com


Yaşamımda en büyük sevinci baba olduğum gün duydum. İnanır mısınız tam iki yıl oğlumun nüfus kağıdını cebimde taşıdım. Cebimdeki sanki dünyanın en zengin cüzdanıydı. Oğlum olmuştu. Oğlum Dünyanın en güzel güvercini … Dünyanın en güçlü silahı.


Bak nerelere aldın götürdün. Utanmalı, küfretmeli, kendimi öldürmeliyim; bu uzak, manasız ve korkunç düşleri sana nasıl yanaştırabildim diye. Sen ki bir yaşama anıtı olabilirsin. Affet bu “anıt” lafı soğuk, yakışık almadı. Dur bakalım, bir kelime bulmalıyım. Rüya! Ne güzel. hem de kalemden akan bu sızı kadar gerçek.


Üzme hiç kendini, ölürüm sonra. ölmek, hiçbir şey değil. Sen böyle canlı, ssıcak, dost, aziz ve en güzeli sevgiliyken ölmek acı da olsa katlanılır. Ama senin bu bedbin halini görmek… İşte mesele burada.


Utanılacak hiçbir bok yemedim, yemem de! Ama polise sorarsan ben bir canavarım. Çünkü yüzlerine tükürdüm, tenhada yakalayıp eşşek sudan gelinceye kadar dövdüm, rüşvet, döviz kaçakçılığı ve randevu evi işlettiklerini bildiğimi, bunları er geç yazacağımı söyledim. Birinin dişlerini döktüm, birini merdivenden atmak için fırlattım. Kolu kırıldı. Hepsi bu işte. Haksızlığa, hakarete dayanamıyorum. Türk Siyasi Tarihi’nin işkence görme rekorunu kıracak kadar zulüm görmeme budur sebep!


 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir